
“Medeniyetin ilk işareti nedir? Bir balık oltası mı, kilden bir çömlek mi, yoksa bir öğütme taşı mı?”
Antropolog Margaret Mead bu soruya alışılmışın dışında bir yanıt verir:
“Medeniyetin ilk işareti, iyileşmiş bir uyluk kemiğidir.”
Doğada bacağı kırılan bir canlının yaşama şansı son derece düşüktür. Hareket edemez, beslenemez ve tehlikelerden kaçamaz. Ancak bir kazıda iyileşmiş bir uyluk kemiğine rastlanması, o bireyin yalnız bırakılmadığını gösterir. Birileri onu korumuş, taşımış, beslemiş ve iyileşene kadar yanında kalmıştır. Bu durum, insan topluluklarında güvenliğin yalnızca fiziksel tehditlerden korunmakla değil, aynı zamanda sosyal dayanışma ile üretildiğini ortaya koymaktadır. Medeniyet, en temelde, bireyin zor zamanında yalnız kalmamasını sağlayan bu kolektif sorumluluk bilinci üzerine inşa edilmiştir.
21.yüzyılda kent güvenliği kavramı, yalnızca suç oranlarının azaltılması veya kamusal alanların fiziksel olarak korunması ile sınırlı bir güvenlik anlayışının ötesine geçmiş; sosyal refah, kapsayıcılık ve toplumsal dayanıklılık ile doğrudan ilişkili çok boyutlu bir yönetişim alanına dönüşmüştür. Hızlı kentleşme, göç hareketleri, gelir eşitsizliği, sosyal dışlanma ve demografik dönüşümler gibi küresel ölçekte etkisini artıran yapısal dinamikler, şehirlerde ortaya çıkan güvenlik risklerinin yalnızca kolluk kuvvetleri aracılığıyla yönetilemeyeceğini göstermektedir. Bu durum, kent güvenliğinin reaktif müdahale mekanizmalarından ziyade önleyici sosyal politika araçlarıyla desteklenmesini zorunlu kılan yeni bir yaklaşımın ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Bugün dünyanın farklı coğrafyalarındaki metropollerde güvenliğin sürdürülebilir biçimde sağlanabilmesi için sosyal hizmetler, eğitim politikaları, istihdam destekleri, toplumsal cinsiyet eşitliği programları ve gençlik çalışmaları gibi sosyal belediyecilik uygulamalarının güvenlik politikalarıyla entegre edilmesi gerektiği yönünde güçlü bir yönetişim eğilimi bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konulan “insan güvenliği” yaklaşımı da kent güvenliğini yalnızca fiziksel tehditlerin ortadan kaldırılması olarak değil; bireylerin sosyal, ekonomik ve psikolojik açıdan korunması süreci olarak tanımlamaktadır. Bu doğrultuda yerel yönetimlerin yürüttüğü sosyal politika uygulamaları, suç oluşumuna zemin hazırlayan yoksulluk, işsizlik, eğitime erişim eksikliği, toplumsal dışlanma ve mekânsal eşitsizlikler gibi temel risk faktörlerini azaltarak önleyici güvenlik mekanizmalarının geliştirilmesinde kritik rol oynamaktadır.
Küresel ölçekte incelendiğinde; mahalle temelli sosyal hizmet merkezleri, kadın ve çocuk destek programları, gençlik istihdam projeleri ve topluluk katılımını teşvik eden yerel girişimler gibi sosyal belediyecilik uygulamalarının, kentlerde suç oranlarının düşürülmesi ve toplumsal dayanışmanın artırılması üzerinde doğrudan etkili olduğu görülmektedir. Özellikle Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya’daki birçok şehirde uygulanan toplum temelli güvenlik modelleri, güvenliğin yalnızca denetim ve yaptırım mekanizmaları ile değil; sosyal risklerin erken aşamada azaltılmasına yönelik kapsayıcı yerel politikalar aracılığıyla sağlanabileceğini ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, kent güvenliğini kolluk merkezli bir hizmet alanı olmaktan çıkararak sosyal hizmetler, yerel yönetimler ve sivil toplum aktörleri arasında çok paydaşlı bir iş birliği süreci hâline getirmektedir.
Kent Güvenliği Kavramının Dönüşümü
Kent güvenliği kavramı, tarihsel süreç içerisinde yalnızca suçun önlenmesine yönelik fiziksel tedbirler ve kolluk kuvvetlerinin müdahale kapasitesi ile sınırlı bir anlayıştan; sosyal, ekonomik ve çevresel risklerin yönetimini içeren bütüncül bir yönetişim yaklaşımına doğru önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Özellikle Sanayi Devrimi sonrasında hızla büyüyen kentlerde güvenlik politikaları, uzun yıllar boyunca suç oranlarının kontrol altına alınması ve kamusal düzenin sağlanması amacıyla reaktif müdahale mekanizmaları çerçevesinde ele alınmıştır [1].
Ancak 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren artan göç hareketleri, kent yoksulluğu, mekânsal eşitsizlikler ve sosyal dışlanma gibi yapısal sorunların şehir yaşamı üzerindeki etkisinin artması, güvenliğin yalnızca suç oranları üzerinden ölçülemeyeceğini ortaya koymuştur. Bu süreçte kent güvenliği; bireylerin fiziksel olarak korunmasının ötesinde, sosyal refah düzeyi, kamusal hizmetlere erişim, toplumsal aidiyet duygusu ve yaşam kalitesi ile doğrudan ilişkili çok boyutlu bir kavram hâline gelmiştir [2].
Günümüzde kent güvenliği politikaları, suçun meydana gelmesinden sonra müdahale edilmesine dayalı geleneksel yaklaşımların ötesine geçerek, suç oluşumuna zemin hazırlayan sosyal risk faktörlerinin erken aşamada tespit edilmesi ve azaltılmasına odaklanan önleyici bir perspektife yönelmiştir. Bu doğrultuda eğitim, istihdam, sosyal hizmetler, kadın ve çocuk odaklı programlar ile toplumsal katılım mekanizmaları gibi sosyal politika araçlarının güvenlik politikaları ile entegre edilmesi gerektiği yönünde güçlü bir yönetişim eğilimi ortaya çıkmıştır [3].
Birleşmiş Milletler tarafından geliştirilen “insan güvenliği” yaklaşımı da kent güvenliğini yalnızca fiziksel tehditlerin ortadan kaldırılması olarak değil; bireylerin ekonomik, sosyal ve psikolojik açıdan korunmasını içeren kapsamlı bir süreç olarak tanımlamaktadır [4]. Bu bağlamda yerel yönetimlerin yürüttüğü sosyal politika uygulamaları, suç oluşumuna zemin hazırlayan yoksulluk, işsizlik, eğitime erişim eksikliği ve toplumsal dışlanma gibi temel risk faktörlerini azaltarak önleyici güvenlik mekanizmalarının geliştirilmesinde kritik rol oynamaktadır.
İstanbul özelinde değerlendirildiğinde ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen sosyal belediyecilik uygulamaları ve mahalle temelli sosyal destek mekanizmaları; kent güvenliğinin yalnızca fiziksel önlemlerle değil, sosyal risklerin azaltılmasına yönelik önleyici politikalar aracılığıyla sağlanabileceğini ortaya koymaktadır. Bu süreçte sosyal hizmet birimleri ile güvenlik hizmeti sunan aktörler arasında geliştirilen iş birlikleri, önleyici kent güvenliği politikalarının yerel düzeyde uygulanabilirliğini artırmaktadır.
Sosyal Belediyeciliğin Kent Güvenliğindeki Rolü
Kent güvenliğinin sağlanmasında geleneksel kolluk temelli yaklaşımların tek başına yeterli olmadığı yönündeki anlayışın güçlenmesiyle birlikte, yerel yönetimlerin sosyal politika üretme kapasitesi güvenlik yönetiminin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bu bağlamda sosyal belediyecilik yaklaşımı; yerel düzeyde sunulan sosyal hizmetler, eğitim destekleri, istihdam projeleri ve toplumsal katılım mekanizmaları aracılığıyla kentte ortaya çıkabilecek güvenlik risklerinin önceden azaltılmasını hedefleyen önleyici bir politika aracı olarak değerlendirilmektedir [5].
Modern şehirlerde suçun yalnızca bireysel eğilimlerden değil; yoksulluk, işsizlik, sosyal dışlanma, mekânsal ayrışma ve eğitime erişim eksikliği gibi yapısal faktörlerden beslendiği kabul edilmektedir. Bu nedenle yerel yönetimler tarafından yürütülen sosyal destek programları, dezavantajlı grupların sosyal hayata katılımını artırarak suç oluşumuna zemin hazırlayan risk faktörlerinin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Sosyal belediyecilik uygulamaları kapsamında geliştirilen kadın ve çocuk destek programları, gençlik merkezleri, mesleki eğitim kursları ve mahalle temelli sosyal hizmet birimleri; kent güvenliğinin yalnızca fiziksel denetim mekanizmalarıyla değil, sosyal risklerin yönetimi yoluyla sağlanabileceğini ortaya koymaktadır [6].
Toplum temelli güvenlik yaklaşımlarının giderek önem kazandığı günümüzde, yerel yönetimlerin sosyal hizmet politikaları ile güvenlik stratejileri arasında kurulan entegrasyon; kentte yaşayan bireylerin kamusal alanlara katılımını artırmakta, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmekte ve suç korkusunun azaltılmasına katkı sunmaktadır. Bu doğrultuda sosyal belediyecilik uygulamaları, yalnızca refah politikalarının bir uzantısı olarak değil; aynı zamanda kent güvenliğinin sürdürülebilir biçimde sağlanmasına yönelik stratejik bir yönetişim aracı olarak değerlendirilmektedir [7].
İstanbul özelinde değerlendirildiğinde ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen mahalle temelli sosyal hizmet uygulamaları; küresel ölçekte benimsenen önleyici güvenlik paradigması ile örtüşmektedir. Özellikle Mahalle Evleri ve İBB Kadın merkezleri aracılığıyla kadınlar, çocuklar ve gençlere yönelik geliştirilen sosyal destek mekanizmaları, sosyoekonomik risklerin azaltılmasına katkı sağlayarak kentte oluşabilecek güvenlik sorunlarının erken aşamada önlenmesini mümkün kılmaktadır. Bu süreçte İSTGÜVEN A.Ş.’nin gönüllülük temelli sosyal destek faaliyetleri ile sosyal hizmet süreçlerine entegre olması; güvenlik hizmetlerinin yalnızca koruyucu değil, aynı zamanda önleyici ve toplumsal refahı artırıcı bir yapıya evrilmesine katkı sunmaktadır.
Sosyal Hizmetlerin Önleyici Güvenlikteki Etkisi
Kent güvenliğine yönelik önleyici yaklaşımlar, suçun ortaya çıkmasına neden olan sosyal risk faktörlerinin erken aşamada tespit edilmesi ve bu risklerin sosyal politika araçları aracılığıyla azaltılmasını temel almaktadır. Bu doğrultuda sosyal hizmetler; yoksulluk, işsizlik, eğitime erişim eksikliği, aile içi sorunlar ve toplumsal dışlanma gibi bireyleri suça yönlendirebilecek yapısal kırılganlıkların azaltılmasında kritik bir rol üstlenmektedir. Özellikle dezavantajlı gruplara yönelik geliştirilen sosyal destek mekanizmaları, bireylerin sosyal hayata katılımını artırarak kentte oluşabilecek güvenlik risklerinin önlenmesine katkı sağlamaktadır [8].
Suçun oluşum sürecinin yalnızca bireysel tercihlerle değil; sosyal çevre, ekonomik koşullar ve toplumsal fırsat eşitsizlikleri ile doğrudan ilişkili olduğu yönündeki bulgular, sosyal hizmet politikalarının güvenlik stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda çocuk ve gençlere yönelik eğitim destekleri, kadınların sosyal ve ekonomik hayata katılımını artıran programlar, mesleki beceri kazandırmaya yönelik istihdam projeleri ve psikososyal destek hizmetleri; bireylerin suç ortamlarına yönelme riskini azaltarak toplumsal dayanıklılığı artırmaktadır [9].
Toplum temelli sosyal hizmet uygulamalarının yaygınlaştırılması, kentlerde yalnızca suç oranlarının azaltılmasına değil; aynı zamanda suç korkusunun düşürülmesine ve kamusal alanların daha güvenli algılanmasına katkı sunmaktadır. Bu süreçte yerel yönetimler tarafından yürütülen mahalle temelli sosyal destek programları, bireylerin kent yaşamına entegrasyonunu güçlendirerek sosyal uyumun artırılmasına ve toplumsal bağların yeniden inşa edilmesine imkân tanımaktadır [10].
Kent Güvenliğini Etkileyen Sosyal Risk Alanları
Kent güvenliğinin sürdürülebilir biçimde sağlanabilmesi, yalnızca suç oranlarının azaltılmasına yönelik fiziksel güvenlik önlemleri ile değil; suç oluşumuna zemin hazırlayan sosyal risk alanlarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması ile mümkündür. Bu bağlamda kentlerde ortaya çıkan güvenlik sorunlarının önemli bir kısmının; yoksulluk, işsizlik, göç, mekânsal eşitsizlikler, eğitim imkânlarına erişimde yaşanan sorunlar ve toplumsal dışlanma gibi yapısal faktörlerle doğrudan ilişkili olduğu görülmektedir [11].
Özellikle hızlı kentleşme sürecine maruz kalan metropollerde, sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde yaşayan bireylerin kamusal hizmetlere erişimde yaşadığı kısıtlılıklar, sosyal uyum süreçlerini zorlaştırmakta ve kentteki güvenlik risklerinin artmasına neden olabilmektedir. Bu durum, kent güvenliğinin yalnızca kolluk kuvvetlerinin müdahalesi ile sağlanamayacağını; sosyal politika araçlarının güvenlik yönetimi süreçlerine entegre edilmesini zorunlu kılmaktadır [12].
Kadınlar, çocuklar, gençler ve göçmen gruplar gibi kırılgan toplumsal kesimlerin sosyal hayata katılımını destekleyen yerel politika uygulamaları; suç oluşumuna zemin hazırlayan risk faktörlerinin azaltılmasına katkı sunmaktadır. Bu doğrultuda sosyal hizmet merkezleri, mahalle temelli destek mekanizmaları ve toplumsal katılımı artırmaya yönelik programlar; bireylerin kent yaşamına entegrasyonunu güçlendirerek sosyal uyumun artırılmasına ve güvenlik risklerinin önlenmesine imkân tanımaktadır [13].
Uygulanan Sosyal Belediyecilik Programları ve İstanbul Örneği
Kent güvenliğine yönelik önleyici politikaların yerel düzeyde uygulanabilirliğinin artırılmasında sosyal belediyecilik uygulamaları önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle büyükşehir belediyeleri tarafından geliştirilen mahalle temelli sosyal hizmet programları; bireylerin sosyal hayata katılımını destekleyerek suç oluşumuna zemin hazırlayan risk faktörlerinin azaltılmasına katkı sunmaktadır.
Bu kapsamda yerel yönetimlerin kadın, çocuk, genç ve dezavantajlı gruplara yönelik yürüttüğü sosyal destek mekanizmaları; kent güvenliğinin yalnızca fiziksel önlemlerle değil, sosyal politika araçları ile de sağlanabileceğini ortaya koymaktadır [14].
İstanbul özelinde değerlendirildiğinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen sosyal hizmet politikaları kapsamında faaliyet gösteren Mahalle Evleri ve İBB Kadın merkezleri; sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde yaşayan kadınlar, çocuklar ve gençlere yönelik eğitim, danışmanlık ve sosyal destek hizmetleri sunarak kent güvenliğine yönelik önleyici bir mekanizma işlevi görmektedir. Bu merkezler aracılığıyla yürütülen atölye çalışmaları, kişisel gelişim programları ve mesleki eğitim faaliyetleri; bireylerin sosyal hayata aktif katılımını teşvik ederek suç oluşumuna zemin hazırlayan sosyal risklerin azaltılmasına katkı sağlamaktadır.
Bununla birlikte, Sosyal Uyum Destek Merkezleri (SUDEM) bünyesinde yürütülen bağımlılıkla mücadele ve psikososyal destek hizmetleri; bireylerin sosyal hayata yeniden kazandırılmasını hedefleyerek kentte oluşabilecek güvenlik risklerinin önlenmesine yönelik önemli bir sosyal müdahale aracı olarak değerlendirilmektedir. Gençlere yönelik istihdam ve beceri geliştirme odaklı çalışmalar kapsamında faaliyet gösteren Bölgesel İstihdam Ofisleri (BİO) ise işsizlik kaynaklı sosyal dışlanmanın önüne geçerek suç riskini artıran sosyoekonomik eşitsizliklerin azaltılmasına katkı sunmaktadır.
Öte yandan, çocuklara yönelik koruyucu ve destekleyici hizmetler kapsamında yürütülen Yuvamız İstanbul kreşleri ile Çocuk Etkinlik Merkezleri; erken yaşta eğitim ve sosyal gelişim süreçlerini destekleyerek uzun vadede suç oluşumuna zemin hazırlayan sosyal risk faktörlerinin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Bu tür erken müdahale politikaları, kent güvenliğinin yalnızca kısa vadeli fiziksel önlemlerle değil; uzun vadeli sosyal yatırım araçları ile de desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır [15].
İBB tarafından yürütülen bu bütüncül sosyal hizmet uygulamaları, kent güvenliğinin yalnızca kolluk kuvvetlerinin sorumluluğunda olan bir alan olmadığını; sosyal hizmetler, istihdam politikaları, eğitim programları ve toplumsal katılım mekanizmaları ile birlikte ele alınması gereken çok boyutlu bir yönetişim süreci olduğunu göstermektedir.
Sonuç
Günümüzde kent güvenliğinin sağlanması, yalnızca suç oranlarının azaltılmasına yönelik kolluk kuvvetleri merkezli müdahale mekanizmaları ile sınırlı bir süreç olmaktan çıkmış; sosyal risklerin azaltılmasını esas alan bütüncül bir yönetişim anlayışını zorunlu kılmıştır. Hızlı kentleşme, artan göç hareketleri, gelir dağılımındaki eşitsizlikler ve toplumsal dışlanma gibi yapısal sorunlar, güvenlik politikalarının sosyal hizmet uygulamaları ile entegre edilmesini gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda sosyal belediyecilik yaklaşımı; yerel düzeyde yürütülen sosyal destek programları aracılığıyla suç oluşumuna zemin hazırlayan risk faktörlerinin erken aşamada azaltılmasına imkân tanıyan önemli bir önleyici güvenlik aracı olarak öne çıkmaktadır [17].
Yerel yönetimler tarafından geliştirilen kadın, çocuk ve genç odaklı sosyal hizmet uygulamaları; bireylerin sosyal hayata katılımını artırarak toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmekte ve kentte oluşabilecek güvenlik risklerinin önlenmesine katkı sunmaktadır. Bu doğrultuda mahalle temelli sosyal hizmet merkezleri, mesleki eğitim programları ve psikososyal destek mekanizmaları gibi uygulamalar; kent güvenliğinin yalnızca fiziksel koruma önlemleri ile değil, sosyal risklerin yönetimi yoluyla da sağlanabileceğini ortaya koymaktadır [18].
Sonuç olarak kent güvenliğinin sürdürülebilir biçimde sağlanabilmesi için yerel yönetimler, sosyal hizmet birimleri ve güvenlik aktörleri arasında geliştirilen iş birliklerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Sosyal belediyecilik yaklaşımının güvenlik politikalarına entegre edilmesi; yalnızca suç oranlarının azaltılmasına değil, aynı zamanda toplumsal refahın artırılmasına ve kentte yaşayan bireylerin yaşam kalitesinin yükseltilmesine katkı sunacaktır. Bu doğrultuda sosyal hizmet odaklı önleyici güvenlik modellerinin yerel yönetim politikalarında daha fazla yer bulması, kent güvenliğinin geleceği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir.
Merve Elif ŞAHNE – Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü
Erdinç KULA – Harekat Merkezi Müdürü
Kaynakça
[1] Foucault, M. (1977). Discipline and Punish: The Birth of the Prison. New York: Pantheon Books.
[2] UN-Habitat. (2007). Enhancing Urban Safety and Security: Global Report on Human Settlements. London: Earthscan.
[3] Crawford, A. (1998). Crime Prevention and Community Safety: Politics, Policies and Practices. London: Longman.
[4] United Nations Development Programme (UNDP). (1994). Human Development Report 1994: New Dimensions of Human Security. New York: Oxford University Press.
[5] Coaffee, J., & Lee, P. (2016). Urban Resilience: Planning for Risk, Crisis and Uncertainty. London: Palgrave Macmillan.
[6] Shaw, M., & Travers, K. (2007). Strategies and Best Practices in Crime Prevention in Urban Areas. Montreal: ICPC.
[7] UNODC. (2010). Handbook on the Crime Prevention Guidelines: Making them Work. Vienna: United Nations.
[8] Waller, I. (2006). Less Law, More Order: The Truth about Reducing Crime. Westport: Praeger.
[9] Sherman, L. W., et al. (1997). Preventing Crime: What Works, What Doesn’t, What’s Promising. Washington DC: U.S. Department of Justice.
[10] Sampson, R. J. (2012). Great American City: Chicago and the Enduring Neighborhood Effect. Chicago: University of Chicago Press.
[11] Gökulu, G. (2010). Kent Güvenliği ve Suç Korkusu. Ankara: Seçkin Yayıncılık.
[12] Erder, S. (2015). Kentleşme ve Kentsel Dönüşüm. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
[13] Buğra, A. (2018). Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika. İstanbul: İletişim Yayınları.
[14] Eryılmaz, B. (2016). Kamu Yönetimi. Kocaeli: Umuttepe Yayınları.
[15] Çukurçayır, M. A. (2012). Yerel Yönetimler: Kuram ve Uygulama. Konya: Çizgi Kitabevi.
[16] Uysal, A. (2019). Türkiye’de Sosyal Belediyecilik Uygulamaları ve Yerel Yönetimlerin Rolü. Yerel Politikalar Dergisi, 3(2), 45–60.
[17] Tekeli, İ. (2011). Kent, Kentli Hakları, Kentleşme ve Demokrasi. İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları.
[18] Yıldırım, U., & Öner, Ş. (2017). Yerel Yönetimlerde Sosyal Politika Uygulamaları ve Sosyal Belediyecilik. Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, 26(1), 1–20.
| Çerez | Süre | Açıklama |
|---|---|---|
| cookielawinfo-checkbox-analytics | 11 months | This cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookie is used to store the user consent for the cookies in the category "Analytics". |
| cookielawinfo-checkbox-functional | 11 months | The cookie is set by GDPR cookie consent to record the user consent for the cookies in the category "Functional". |
| cookielawinfo-checkbox-necessary | 11 months | This cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookies is used to store the user consent for the cookies in the category "Necessary". |
| cookielawinfo-checkbox-others | 11 months | This cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookie is used to store the user consent for the cookies in the category "Other. |
| cookielawinfo-checkbox-performance | 11 months | This cookie is set by GDPR Cookie Consent plugin. The cookie is used to store the user consent for the cookies in the category "Performance". |
| viewed_cookie_policy | 11 months | The cookie is set by the GDPR Cookie Consent plugin and is used to store whether or not user has consented to the use of cookies. It does not store any personal data. |