ACİL DURUM YÖNETİMİ: KENTSEL LOJİSTİK VE YERALTI RAYLI SİSTEM AĞLARININ STRATEJİK GÜCÜ

09 Ağustos 2026 14 okuma

“Düzen ile kaos arasındaki çizgi, lojistikte gizlidir.”

– Sun Tzu

ACİL DURUM YÖNETİMİ: KENTSEL LOJİSTİK VE YERALTI RAYLI SİSTEM AĞLARININ STRATEJİK GÜCÜ

Giriş

Geleneksel kentleşme pratikleri, uzun yıllar boyunca fiziksel mekânın büyümesine ve gündelik ihtiyaçların karşılanmasına odaklanmış; ancak kentin olağanüstü durumlara karşı dayanıklılığı genellikle arka planda kalmıştır. Oysa günümüzde modern metropoller; devasa nüfusları, karmaşık altyapıları ve birbirine bağımlı sistemleriyle son derece kırılgan yapılar haline gelmiştir. Bu durum kentsel güvenlik kavramının yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmıştır. Kentsel güvenlik artık yalnızca asayiş olaylarının veya suç oranlarının kontrol altında tutulmasıyla açıklanamaz; aynı zamanda kentin yaşayabileceği çevresel, teknolojik veya insan kaynaklı şokları tolere edebilme ve temel işlevlerini sürdürebilme kapasitesini ifade etmektedir (Godschalk, 2003).

Bir kentin dayanıklılığının en sert şekilde sınandığı anlar, krizin baş gösterdiği ilk saatlerdir. Literatürde afet lojistiği olarak adlandırılan bu kritik evre, standart ticari lojistikten tamamen farklı dinamiklere sahiptir. Normal şartlarda maliyet ve verimlilik odaklı olan lojistik süreçler, kriz anında zamana karşı verilen bir ölüm kalım mücadelesine dönüşür (Holguín-Veras vd., 2012). Özellikle İstanbul gibi yoğun nüfuslu ve arterleri her daim dolu olan bir mega kentte; deprem, terör saldırısı veya büyük çaplı bir yangın anında yüzey ulaşım ağlarının dakikalar içinde felç olması kaçınılmazdır. Panik halindeki kitlelerin tahliye çabası ve olası yapısal yıkımlar, itfaiye, ambulans ve arama-kurtarma ekiplerinin olay yerine intikalini neredeyse imkânsız hale getirebilmektedir. Lojistik zincirinin kırıldığı bu nokta, krizin yönetilemez bir kaosa evrildiği aşamadır.

Sahadaki operasyonel gerçeklikler ve acı tecrübeler bize göstermektedir ki, yerel yönetimler doğal afetler, yangınlar, terör saldırıları gibi olağanüstü durumlara karşı her zaman hazırlıklı olmalı, şehir güvenliğinin hızlıca sağlanması konusunda planlı davranmalıdır. Acil durum planlarının en kritik bölümlerinden biri olan lojistiğin yönetilmesidir ve bu nedenle kentsel dönüşüm ve şehir planlaması süreçlerinin de dâhil edileceği bir lojistik ağı mutlak suretle düşünülmelidir.

Bu stratejik vizyon, modern şehir planlamasında "yeraltı mekânlarının sürdürülebilir kullanımı" yaklaşımıyla da doğrudan örtüşmektedir. Bugüne kadar kentsel dönüşüm genellikle yüzeydeki riskli yapıların yenilenmesi olarak algılanmıştır. Ancak kriz anlarında yüzeyin taşıdığı risklerden büyük ölçüde yalıtılmış olan yeraltı sistemleri, kentin hayatta kalmasını sağlayacak yegâne alternatif kanallardır (Bobylev, 2009). Raylı sistem ağlarının, metro istasyonlarının ve yeraltı geçiş tünellerinin sadece günlük yolcu taşıma kapasiteleriyle değil; olağanüstü bir durumda kentin farklı noktalarına tıbbi malzeme, arama-kurtarma teçhizatı ve erzak taşıyacak, gerektiğinde güvenli tahliye koridorları olarak işlev görecek bir "kriz lojistiği damarı" olarak tasarlanması şarttır. 

Bu makalede, kentsel güvenlik ve acil durum yönetimi bağlamında afet lojistiğinin önemi ele alınmakta; yüzey ulaşımının çökme riskine karşı yeraltı raylı sistemlerinin stratejik bir lojistik ağ olarak nasıl kurgulanabileceği dünyadan ve Türkiye’den örneklerle incelenmektedir. Amacımız, kriz anlarında sahadaki operasyonel gücün ve koordinasyonun, doğru planlanmış bir altyapı ile nasıl desteklenebileceğine dair uygulanabilir bir perspektif sunmaktır.

1. Acil Durum Lojistiği ve Kentsel Dayanıklılığın Kuramsal Temelleri

Kentlerin olağanüstü durumlara karşı ne ölçüde hazırlıklı olduğu sorusu, modern şehircilik literatüründe "kentsel dayanıklılık" kavramı üzerinden tartışılmaktadır. Kentsel dayanıklılık en temel haliyle; bir kentin dışarıdan gelen ani şokları tolere edebilme, temel fonksiyonlarını koruma ve kriz sonrasında hızla kendini toparlama kapasitesi olarak tanımlanır (Bruneau vd., 2003). Ancak kâğıt üzerinde kusursuz görünen bu tanım, sahada operasyonel bir karşılık bulmadığı sürece eksik kalır. Bir kentin afetlere karşı gerçekten dirençli kabul edilebilmesi için yalnızca yapı stoğunun sağlam olması yetmez; kenti hayatta tutan operasyonel sinir sisteminin, yani lojistik ve iletişim ağlarının da krizin dinamiklerine uyum sağlayabilmesi gerekmektetedir. (Meerow, Newell, & Stults, 2016).

Kriz anında kentin temel fonksiyonlarının sürdürülebilmesi için en başta temel insani ve biyolojik ihtiyaçların karşılanması vb. gibi hususlar doğrudan acil durum lojistiğinin başarısına bağlıdır. Ticari lojistik ile afet lojistiği arasındaki kuramsal ayrım bu noktada çok net bir şekilde ortaya çıkar. Ticari lojistik; öngörülebilir bir talep doğrultusunda, maliyetleri minimize etmeye ve verimliliği maksimize etmeye odaklanır. Oysa acil durum lojistiğinde temel amaç, saniyelerle yarışarak insan hayatını kurtarmak ve tahribatı en aza indirmektir (Thomas & Kopczak, 2005). Bilgi akışının kesildiği, altyapının hasar gördüğü ve talebin dakikalar içinde öngörülemez boyutlara ulaştığı bir kaos ortamında, klasik tedarik zinciri kuralları işlevini yitirir. Afet lojistiği; belirsizliğin zirve yaptığı bir ortamda, kısıtlı kaynakları en doğru noktaya, en güvenli ve en hızlı şekilde ulaştırma refleksidir (Tomasini & Van Wassenhove, 2009).

Kentsel dayanıklılık ve afet lojistiği literatürü birlikte incelendiğinde, en büyük riskin "tek bir sisteme aşırı bağımlılık" olduğu görülmektedir. Geleneksel afet müdahale planlarının neredeyse tamamı yerüstü karayolu ağlarına ve bu ağlar üzerindeki lojistik merkezlere bel bağlamaktadır. Kentsel güvenlik kuramcıları, sadece karayolu üzerinden kurgulanan bir lojistik ağın, sistemin kırılganlığını radikal biçimde artırdığını vurgulamaktadır (Bozorgi-Amiri, Jabalameli, & Al-e-Hashem, 2013). Büyük ölçekli bir yıkımda binaların yollara devrilmesi, altyapı çökmeleri veya en basitinden panik halindeki vatandaşların araçlarıyla ana arterleri kilitlemesi; ne kadar güçlü olursa olsun sahadaki müdahale kapasitesini felç etmesi kaçınılmazdır.

İşte kentsel dayanıklılık ile acil durum lojistiğinin kesiştiği ve yeni nesil güvenlik yaklaşımlarının doğduğu yer burasıdır: Sistemin yedeklenebilir olması ve alternatif kanalların yaratılması. Operasyonel akışın kesintiye uğramaması için lojistik hatların, yüzeydeki yıkım ve panikten izole edilmesi teorik bir zorunluluktur. Metro ve yeraltı hatlarını kriz planlarımıza dâhil etmek, afet anında şehrin ayakta kalma ve yardım ulaştırma gücünü en üst seviyeye çıkarır (Qiao vd., 2019). Çünkü yerin altındaki bu sistemler yukarıdaki trafikten, panikten veya kötü hava şartlarından etkilenmez; üstelik tek seferde çok miktarda malzemeyi hızla taşıyabileceğimiz güvenli bir kalkan görevi görür.

Ancak kuramsal olarak son derece rasyonel olan bu yeraltı lojistik vizyonunun sahada işleyebilmesi, tesis güvenliği ve operasyon yönetiminin işbirliğiyle mümkündür. Yeraltı istasyonlarının birer lojistik transfer üssü ve tahliye koridoru olarak kullanılabilmesi için, kriz öncesinde detaylı risk değerlendirmelerinin yapılması, operasyonel ve personel sevk planlarının kurgulanması ve tesis güvenlik altyapılarının bu olağanüstü yüke göre revize edilmesi gerekmektedir. Kentsel dayanıklılık, ancak vizyoner bir planlamanın sahadaki güçlü bir operasyonel disiplinle birleşmesi sonucu inşa edilebilir.

2. Dünyadan Afet Lojistiği ve Raylı Sistem Uygulamaları

Kentsel dayanıklılık kuramlarının kâğıt üzerindeki mükemmeliyetinden çıkıp sahada nasıl karşılık bulduğunu anlamak için, dünyadaki mega kentlerin kriz yönetimi reflekslerine bakmak gerekir. Yoğun nüfus, karmaşık altyapı ve yüzey alanlarının kısıtlılığı, küresel metropolleri afet yönetimi ve kriz lojistiği konusunda radikal değişimlerine itmiştir. Yüzeydeki ulaşım ağlarının kırılganlığına karşı geliştirilen en somut strateji, yeraltı raylı sistemlerinin olağanüstü durumlarda birer kriz anı lojistik ve tahliye ağına dönüştürülmesidir. Bu dönüşüm sadece mühendislik tabanlı bir altyapı inşası değil; aynı zamanda risklerin önceden değerlendirildiği, CCTV ve erişim kontrollerinin uyarlandığı çok katmanlı bir tesis güvenliği ve operasyon yönetimi meselesidir.

2.1. Tokyo: Sismik Tehdide Karşı Operasyonel Yeraltı Entegrasyonu

Japonya, afet lojistiği ve kriz planlaması konusunda dünyanın en proaktif vizyonuna sahip ülkelerinin başında gelmektedir. Tokyo gibi sismik riskin her an kapıda olduğu devasa bir metropolde, olası bir büyük depremde yerüstü trafiğinin, viyadüklerin ve ana arterlerin anında felç olacağı çok net bir operasyonel gerçeklik olarak kabul edilir. Bu nedenle Tokyo Metrosu ve Toei Yeraltı Ağları, kentin ana hayatta kalma ve lojistik mekanizmalarından biri olarak kurgulanmıştır.

İstasyonlar yalnızca birer toplu taşıma merkezi değil, aynı zamanda stratejik afet üsleridir. İstasyonların derinliklerinde devasa erzak depoları, bağımsız jeneratör sistemleri ve arama-kurtarma teçhizatları standart olarak bulundurulmaktadır (Sato vd., 2018). Ancak Tokyo örneğini eşsiz kılan asıl unsur fiziki altyapıdan ziyade operasyonel disiplindir. Yeraltı lojistiğinin kriz anında sivil kaostan etkilenmeden kesintisiz işlemesi için tesis güvenliği prosedürleri en üst düzeyde tutulmaktadır. İstasyon yöneticileri ve güvenlik personeli, kitle psikolojisini yönetme, güvenli tahliye koridorlarını açık tutma ve lojistik hatların fiziki güvenliğini sağlama konularında son derece zorlu tatbikatlardan geçmektedir (Sarmiento vd., 2013).

2.2. Londra: Tarihsel Mirastan Modern Kriz Yönetimine

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman bombardımanlarına karşı devasa bir sığınak olarak kullanılan Londra Metrosu, kriz anlarında yeraltı sistemlerinin kullanımına dair dünyadaki en güçlü tarihsel referanstır. Ancak günümüzde bu tarihi ağlar, sadece pasif birer sığınak olmaktan çıkarak; modern terör tehditleri, kimyasal sızıntılar ve büyük çaplı acil durumlar karşısında kentin aktif tahliye ve operasyonel müdahale rotası olarak yeniden tasarlanmıştır.

Özellikle 2005 yılındaki bombalı saldırılar sonrasında, Londra yeraltı tesislerinin güvenlik ve risk değerlendirme prosedürleri tamamen baştan yazılmıştır. Yüzeyde kaos yaşanırken, acil durum ekiplerinin yeraltı ulaşım ağlarını kullanarak olay yerine hızlı ve güvenli bir şekilde intikal edebilmesi, yeraltı ağlarının Londra'nın kentsel güvenlik stratejisinin temel unsurlarından biri olduğunun en somut göstergelerinden biri olmuştur (Coaffee, 2009). Bu stratejinin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla, yeraltı tesislerindeki kapalı devre kamera sistemlerinin kapsama alanları kör nokta bırakmayacak biçimde optimize edilmiş; haberleşme altyapıları yedeklenmiş ve fiziki güvenlik bariyerlerinin acil durum senaryolarına anında entegre olacak şekilde tasarlanması sağlanmıştır.

2.3. Singapur: Çok Maksatlı Yeraltı Tesisleri ve Sivil Savunma

Asya'nın bir diğer kilit metropolü olan Singapur, yeraltı mekânlarını proaktif bir güvenlik vizyonuyla inşa etme konusunda ufuk açıcı bir örnektir. Singapur Sivil Savunma Kuvvetleri ile yapılan koordinasyon doğrultusunda, ülkedeki MRT metro istasyonlarının büyük bir bölümü doğrudan "Sivil Savunma Sığınağı" olarak projelendirilmiştir.

Bu istasyonlar, patlamalara karşı güçlendirilmiş blast kapıları, dış dünyadan bağımsız çalışan dekontaminasyon ve havalandırma sistemleri ile donatılmıştır (Li, Chen, & Li, 2014). Kriz anında dışarıdan gelebilecek kimyasal veya biyolojik tehditlere karşı tamamen yalıtılabilen bu tesisler, içerideki binlerce sivilin güvenliğini sağlarken, aynı zamanda medikal lojistik dağıtım noktaları olarak işlev görmektedir. Singapur modeli; bir yeraltı istasyonunu kriz lojistiği ve güvenlik merkezine dönüştürmenin, mimari aşamadan başlayan ve sahadaki güvenlik birimlerinin sevk ve idaresiyle tamamlanan bütüncül bir risk yönetimi vizyonu gerektirdiğini kanıtlamaktadır.

Özetle, dünya örnekleri bize yeraltı sistemlerinin lojistik ve tahliye amacıyla kullanılmasının fantastik bir senaryo olmadığını; aksine güvenlik personeli, teknolojik altyapı ve doğru bir risk yönetimi ile sahada fiilen işleyen hayati bir operasyonel sistem olduğunu göstermektedir.

3. Türkiye ve İstanbul: Kentsel Dönüşümde Yeraltı Lojistik Vizyonu

Türkiye, jeopolitik ve coğrafi konumu itibarıyla tarih boyunca yıkıcı doğal afetlerle yüzleşmiş, aynı zamanda bölgesel dinamikler nedeniyle güvenlik krizlerine açık bir ülke olmuştur. Özellikle beklenen büyük Marmara depremi senaryoları, kriz yönetimi ve afet lojistiği konusunu bir tercih olmaktan çıkarıp, ulusal güvenliğin ve hayatta kalmanın temel şartı haline getirmiştir.

Özellikle mega kent İstanbul; yirmi milyona yaklaşan gündüz nüfusu, iki kıtayı birbirine bağlayan transit geçiş güzergâhları ve tarihi dokusundan kaynaklanan dar sokak ağlarıyla afet anında yüzey ulaşımının en hızlı çökeceği metropollerin başında gelmektedir (Balamir, 2001). Beklenen olası bir kriz anında E-5, TEM gibi ana arterlerin ve bağlantı yollarının sadece yapısal hasarlarla değil, kentin dışına çıkmaya veya güvenli alanlara ulaşmaya çalışan devasa bir sivil araç seliyle dakikalar içinde kilitlenmesi bir kesinliktir. Bu kilitlenme, krizin ilk saatlerinde olay yerine ulaşması gereken arama-kurtarma, sağlık, itfaiye ve güvenlik ekiplerinin hareket kabiliyetini sıfıra indirecektir.

Bu noktada İstanbul için kentsel dönüşüm vizyonunun yeniden tanımlanması gerekmektedir. Uzun yıllardır kentsel dönüşüm, salt riskli yapı stokunun yenilenmesi olarak algılanmıştır. Ancak kentin gerçek anlamda dayanıklı hale gelmesi; binaların ayakta kalmasının ötesinde, enkaz altında kalanlara veya tahliye bekleyenlere ulaşacak lojistik ağlarının açık tutulmasına bağlıdır (Kadıoğlu, 2008). İstanbul'un son yıllarda hızla genişleyen ve dünyanın sayılı ağlarından biri haline gelen metro ve yeraltı raylı sistem altyapısı, tam da bu kriz anı lojistik ihtiyacını karşılayacak muazzam bir potansiyel taşımaktadır.

Yüzeydeki kaostan bağımsız olarak yerin altında kesintisiz işleyen bu raylı sistemlerin; olağanüstü durumlarda yolcu taşıma misyonundan sıyrılarak sedye, medikal malzeme, erzak ve personel taşıyan birer "kriz lojistiği ağına" dönüştürülmesi hayati bir gerekliliktir (İBB, 2021). Ancak bu dönüşüm sadece trenlerin kargo vagonlarına çevrilmesiyle sağlanamaz. Sistemin kalbinde, sahadaki operasyonel yönetimin ve tesis güvenliğinin kusursuz işlemesi yatmaktadır.

Bu devasa yeraltı ağının afet anında güvenle kullanılabilmesi için ulusal afet yönetim sistemine entegre şekilde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) öncülüğünde kapsamlı senaryoların çalışılması gerekmektedir. İşin operasyonel ve güvenlik tarafında atılması gereken adımlar son derece nettir: Metro istasyonlarının salt yolcu geçiş alanları olmaktan çıkarılıp birer lojistik üs ve tahliye merkezi olarak kullanılabilmesi için, öncelikle bu tesislerin güvenlik, risk ve tehdit değerlendirme raporlarının "olağanüstü hal" parametrelerine göre sürekli güncellenmesi, özel güvenlik görevlileri/itfaiye/arama kurtarma ekipleri/zabıta birimleri ile AKOM arasında çok kuvvetli bir iletişim teknolojisi ve planlaması yapılmalıdır.

Kriz anında bu tesislerin güvenliğini sağlayacak personel tahsis planlamaları nitelik ve nicelikleri ile birlikte kişi bazında güncel olarak yapılmalı, yüzey trafiği çöktüğünde güvenlik görevlilerinin görev noktalarına intikalini sağlayacak yedek lojistik rotalar ve araçlar belirlenmelidir. Ayrıca istasyon içindeki sivil panik akınını yönetecek, transfer edilecek medikal ve hayati malzemelerin güvenliğini sağlayacak fiziki önlemler artırılmalıdır. CCTV kapsama alanlarının kriz lojistiğinin yürütüleceği peron ve depo alanlarında hiçbir kör nokta bırakmayacak şekilde yeniden tasarlanması, yangın ve tahliye sistemlerinin otonom çalışabilirliğinin düzenli denetlenmesi, operasyonel zafiyetlerin sıfıra indirilmesi için zorunludur.

Sonuç olarak İstanbul'un yeraltı ağları; doğru bir planlama, AKOM koordinasyonunda güçlü bir sevk-idare ve sahadaki profesyonel güvenlik aklıyla yönetildiğinde, şehrin kriz anındaki en büyük stratejik dayanağı olacaktır. Çocukların, kadınların ve tüm kentlilerin güvenliği, yüzeyin kaosunu aşan bu güçlü yeraltı planlamasında gizlidir.

4. Sonuç

Kentsel güvenliğin ve acil durum yönetiminin salt bir kriz anı reaksiyonu olmadığı; aksine, kentlerin en kırılgan olduğu anlara yönelik kurgulanan stratejik ve proaktif bir dayanıklılık inşası olduğu açıktır (Coaffee, 2009). Bu çalışmada detaylarıyla ele alındığı üzere, afet anlarında yüzey ulaşımının kaçınılmaz çöküşüne karşı elimizdeki en güçlü alternatif, kentin yeraltı ağlarıdır. Kentsel dönüşüm vizyonunu sadece binaların fiziki yenilenmesi çerçevesinden çıkarıp, metro ve yeraltı geçişlerini içine alan kesintisiz bir afet lojistiği ağına dönüştürmek, İstanbul gibi bir mega kent için ertelenemez bir zorunluluktur.

Dünya metropollerindeki uygulamalar bize göstermektedir ki, kriz lojistiğinin başarıyla yürütülmesi sadece yeraltına ray döşemekle veya tünel kazmakla değil; bu muazzam altyapıyı akılcı bir operasyonel disiplinle korumak ve yönetmekle mümkündür. Afet anında bir metro istasyonunun sivil bir kaosa teslim olmadan hayati bir lojistik üsse dönüşebilmesi; AKOM’un merkezi koordinasyonuyla entegre edilmiş kusursuz bir tesis güvenliği, gerçekçi senaryolara göre güncellenmiş risk ve tehdit değerlendirme planları ve kriz anında doğru konumlandırılmış eğitimli insan kaynağı ile sağlanabilir. Yeraltı ağlarının fiziki güvenliğinin sağlanması, devasa tahliye koridorlarının açık tutulması ve panik kitlelerinin doğru yönlendirilmesi, kentin hayatta kalmasını sağlayacak tıbbi malzeme ve arama-kurtarma teçhizatının ihtiyaç noktalarına ulaşmasının ön koşuludur (Özdamar & Ertem, 2015).

Kentleri yaşanabilir ve güvenli kılan şey, yalnızca olağan zamanlardaki asayişin tesisi değil; en büyük kaosta dahi kentin kritik sistemlerinin işlemeye devam etmesidir. Tıpkı örnek alınan kentsel güvenlik yaklaşımlarında vurgulandığı gibi, dezavantajlı grupların ve özellikle çocukların güvenliğinin kentin en temel güvencesi olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Afet anlarında evlatlarımızın, ailelerimizin ve tüm kentlilerin güvenle tahliyesini sağlamak; yardımın ve umudun onlara ne kadar hızlı ulaşabildiğine bağlıdır.

Şehrin yerin altından atan bu güçlü nabzı; doğru operasyonel planlama, güvenlik aklı ve güçlü bir lojistik vizyonla desteklendiğinde, kriz ne kadar büyük olursa olsun hayatı yeniden yüzeye taşıyacak en temel güvencemiz olacaktır.


.                                            DENİZ GÜRHAN                                       MURAT ÖZEN                    MUTTALİP ÜNAL
                Saha Operasyonları Genel Müdür Yrd.            Saha Denetim Müdürü             Risk Değerleme Şefi


            

Kaynakça

Balamir, M. (2001). Türkiye'de afet yönetimi ve kent planlaması politikaları. Mimarlık Dergisi, (298), 24-29.

Bobylev, N. (2009). Mainstreaming sustainable development into a city's Master plan: A case of Urban Underground Space use. Land Use Policy, 26(4), 1128-1137.

Bozorgi-Amiri, A., Jabalameli, M. S., & Al-e-Hashem, S. M. (2013). A multi-objective robust stochastic programming model for disaster relief logistics under uncertainty. OR Spectrum, 35(4), 905-933.

Bruneau, M., Chang, S. E., Eguchi, R. T., Lee, G. C., O'Rourke, T. D., Reinhorn, A. M., ... & Von Winterfeldt, D. (2003). A framework to quantitatively assess and enhance the seismic resilience of communities. Earthquake Spectra, 19(4), 733-752.

Coaffee, J. (2009). Terrorism, risk and the global city: Towards urban resilience. Ashgate Publishing.

Godschalk, D. R. (2003). Urban hazard mitigation: Creating resilient cities. Natural Hazards Review, 4(3), 136-143.

Holguín-Veras, J., Jaller, M., Van Wassenhove, L. N., Pérez, N., & Wachtendorf, T. (2012). On the unique features of post-disaster humanitarian logistics. Journal of Operations Management, 30(7-8), 494-506.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB). (2021). İstanbul deprem master planı ve kentsel dayanıklılık vizyon raporu. İBB Yayınları.

Kadıoğlu, M. (2008). Modern, bütünleşik afet yönetimi temelleri ve ilkeleri. Marmara Belediyeler Birliği Yayını.

Li, Y., Chen, J., & Li, X. (2014). Development of underground space in Singapore and its implications. Tunnelling and Underground Space Technology, 42, 60-68.

Meerow, S., Newell, J. P., & Stults, M. (2016). Defining urban resilience: A review. Landscape and Urban Planning, 147, 38-49.

Qiao, Y. K., Peng, F. L., Sabri, S., & Rajabifard, A. (2019). Socio-environmental costs of underground space use for urban sustainability. Sustainable Cities and Society, 51, 101757.

Sarmiento, J. P., Hoberman, G., Ilcheva, M., Asgary, A., Majano, A. M., Poggione, S., & Aguilar, L. R. (2013). Earthquakes and subway systems: A comparative study of operational continuity. International Journal of Disaster Risk Reduction, 4, 1-10.

Sato, T., vd. (2018). Disaster resilience of subway systems in Tokyo: An evaluation of operational continuity. International Journal of Disaster Risk Reduction, 28, 567-575.

Thomas, A., & Kopczak, L. R. (2005). From logistics to supply chain management: the path forward in the humanitarian sector. Fritz Institute, 15(1), 1-15.

Tomasini, R., & Van Wassenhove, L. N. (2009). Humanitarian logistics. Springer.


Etiketler